Tarihi Sur

Avcılık ve toplayıcılık ile beslenen insan topluluklarının yerleşik hayata geçip buğday, mercimek gibi baklagilleri üretmeye başlayıp çeşitli hayvan türlerini evcilleştirmeye başladığı dönem “ Neolitik Devrim” olarak adlandırılır. Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda bu dönemin ilk yerleşim yerlerinden biri olarak Çayönü ( Hilar Mağaraları ) ön plana çıkmaktadır. Hilar Mağaraları’nın Diyarbakır sınırları içinde kaldığı göz önünde bulundurulduğunda yerleşik hayata geçen insanoğlunun yaklaşık on bin yıllık tarihine yataklık eden bereketli bir coğrafya olarak Diyarbakır tarihinden söz edilebilir.

Kesintisiz bir biçimde binlerce yıl onlarca medeniyete beşiklik eden kadim Diyarbakır şehri burada hüküm sürmüş uygarlıklar tarafından Amid, Amida, ‘O’mid, Kara Amid, Diyarbekir ve Diyarbakır şeklinde isimlendirilmiştir.

M.Ö üç binli yıllarda Hurri ve Mitani uygarlıklarına ev sahipliği yapan Diyarbakır bu tarihlerden itibaren çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Dicle Nehri’nin hemen yanında kurulan Diyarbakır, bu nehrin sularıyla sulanan  * (UNESCO vurgusu) Hevsel Bahçelerinde yetiştirdiği tarımsal ürünleri bugün de yetiştirerek kesintisiz bir şekilde binlerce yıl tarımın yapıldığı arazileri koruyabilen ender şehirlerden biridir.   M.Ö 69 yılında Roma Hâkimiyetine giren Diyarbakır, Constantinus II (337-361) döneminde yukarı Mezopotamya’nın başkenti yapılarak şehrin etrafı surlarla çevrilmiş ve hemen hemen bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Şehrin önemli simgelerinden biri olan Diyarbakır Kale Surları şehir tarihiyle bütünleşmiştir. Dış kale üzerinde 82 burç, iç kale üzerinde ise 19 burcu bulunan Kale surları birçok medeniyetin izlerini barındırmaktadır. Şehrin güney batısında yer alan volkanik Karacadağ’ın patlaması sonucu oluşan lavlardan meydana gelen bazalt taşları hem Diyarbekir Kale Surları hem de şehrin sivil mimarisine rengini veren en önemli öğedir.

İslamiyet’in doğuşu ve yayılışıyla birlikte M.S 639 yılında Müslüman Araplar tarafından fethedilen Diyarbakır bu tarihten itibaren sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Büveyhoğulları ve Mervaniler idaresine geçmiştir. Mervaniler döneminde önemli imar çalışmaları yapılan şehir daha sonra Selçuklular, İnanoğulları, Nisanoğulları ve Artukoğulları idaresine geçmiştir. Artuklular sarayındada yetişen Ebul-iz El- Cezeri yapmış olduğu robot ve makinalar ile çağına damga vurmuş ve kendinden sonra gelen bilginlere öncülük etmiştir. Artuklulardan sonra Eyyubiler, Anadolu Selçukluları, Mardin Artukluları, Akkoyunlular ve Safeviler idaresine geçen Diyarbakır, Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında burayı fethetmesinden Osmanlı İmparatorluğunun dağılışına kadar bu imparatorluğun bünyesinde kalmıştır.

Osmanlı imparatorluğu idaresinde uzun yıllar Diyarbekir Eyaletinin merkez sancağı olarak var olan şehir, İmparatorluğun on dokuzuncu yüzyılda modernleşme ve merkezileşme faaliyetleri sonucunda idari yapılanmasında değişikliği gidilse de 1868 yılında Vilayet merkezine dönüştürülmüş imparatorluk dağıldıktan sonra Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından günümüze kadar il merkezi olarak statüsünü sürdürmeye devam etmektedir. Yerleşime elverişli bir alanda ve ticaret yollarının kesişim güzergâhında bulunan şehir, kültür, yönetim, bilim ve sanat merkezi olma özelliğini uzun yıllar boyunca koruyarak beşiklik ettiği medeniyetlerin izini günümüze kadar taşıyabilmiştir.

Avrupa Konseyi Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Envanteri Kapsamına alınan Camileri, Kiliseleri, Han ve Hamamları, Medreseleri ile sivil mimarinin örnekleri olan köşk ve konutlarıyla bir açık hava müzesini andıran Sur içi bölgesinin potansiyelinin çok altında bir ilgiye mazhar olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yeterli tanıtım ve ilgi gösterildiği takdirde medeniyetlere beşiklik etmiş bu kadim şehrin hem turizm açısından hem de bilim, kültür ve sanat merkezi olma durumunu tekrar elde edeceği kuşkusuzdur.

WhatsApp Hattı